Bu haber kez okundu.

Yılmaz Güney’in gidişinin 32. yılı

Yılmaz Güney’in ölümünün 32. yılı.

Asıl adı Yılmaz Pütün olan Güney, 1 Nisan 1937’de  Adana’nın Yüreğir Ovası’nın Yenice Köyü’nde Vartolu Gûle ile Siverekli Hamo’nun çocuğu olarak dünyaya gelir.

Güney, 13 yaşındayken Kemal ve And Film adına film bobinleri taşır Adana’daki sinema salonlarına.

1957’de Ankara’ya gelir. Hukuk fakültesine yazılır.

Adana’da lise yıllarında “Pazar Postası” ile başladığı öykü yazmayı burada da devam ettirir. “Yeni Ufuklar” ve “On Üç” gibi dergilere yazar, o dönemin edebiyatçılarıyla birlikte olur.

1958’de sinemanın içine girer.

1959 yılında senaryosunu Yaşar Kemal ile birlikte yazdığı “Bu Vatanın Çocukları” adlı filmde Atıf Yılmaz’ın yardımcılığını yapar ve küçük bir de rol alır. Bu onun ilk filmidir. Aynı yıl Yaşar Kemal ile “Alageyik”i yazar ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği bu filmde ilk kez başrol oynar.

Pütün soyadını terk eder “Güney” adını alır. Güney adını almasının nedeni “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemi” adlı öyküsünde “Ben kendimden utandım, insanlar ayrıntısız olmalıymış… Bunu orospu dediğim karım söyledi” cümlesinden dolayı komünizm propagandasıyla yargılanıyor olmasıdır. Bu yargılama 1,5 yıllık mahkûmiyet ile sonuçlanır.

Mahkûmiyetinin bir bölümünü sürgünde “Konya Günleri” olarak geçirir. Güney, sürgün dönüşü birçok filmde rol alır. Filmlerinin gösterildiği Anadolu’daki sinema salonları dolup taşar. Artık o, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ediz Hun gibi oyuncular arasında “Çirkin Kral” olarak tanınır.

Güney, “Hudutların Kanunu”, “Seyyit Han”, “Aç Kurtlar”, “Kızılırmak- Karakoyun” gibi filmlerde hem oynar ve hem de yönetmenlik yapar.

1970’lerin başıyla birlikte “toplumsal gerçekçilik” akımı Güney’in sinemasına yansır. 1970 yılında “Umut” filmini çeker.  Faytonculuk yaparak yaşamını kazanmaya çalışan Cabbar’ın meçhul bir definenin peşinden koşmasını anlatır. Film sinema tekniğiyle ve diliyle de hem Yılmaz Güney’in önceki filmlerinden ayrılır, hem de sonrasında başka yönetmenleri etkiler.

Güney, 1971’de “Acı”, “Ağıt”, “Vurguncular”, “Umutsuzlar” gibi filmleri çeker ve oynar.

Yine 1971’de Nevşehir Cezaevi’ndeyken yazdığı “Boynu Bükük Öldüler” romanı yayınlanır ve ertesi yıl “Orhan Kemal Roman” ödülünü alır.

1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına “yardım ve yataklık” yaptığı gerekçesiyle askeri cezaevine girer. Güney Dergisi’ni bu yıllarda cezaevinde çıkarır. İki yıl sonra tahliye olur ve “Arkadaş”ı çeker. Film iki eski arkadaşın, özellikle de Azem’in gözünden yozlaşan toplumsal ilişkileri anlatır.

1974’te “Endişe”nin çekimleri sırasında Yumurtalık hâkimini öldürdüğü gerekçesiyle bir daha yargılanır. Bu kez 19 yıla mahkûm olur.

1978’de yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı “Sürü” filminin senaryosunu cezaevinde yazar. Doğu’da yaşayan Kürt göçerlerin koyun sürülerini Ankara’ya getirmeleri aracılığıyla Türkiye’deki siyasal, sosyo-ekonomik olayları yansıtır perdeye.

1981’de yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığı “Yol”u da cezaevinde yazar. Film İmralı cezaevinden izne giden ayrı arı sorunları, beklentileri, hayalleri, umutları olan beş mahkûmun öyküsünü anlatır.

Yol filmi, 1982’de Cannes Film Festivali’nde Costa Gavras’ın “Kayıp/Missing” filmiyle ortak olarak büyük ödülü, Altın Palmiye’yi alır. Yol filminin aldığı bu ödül Türkiye sineması tarihinde yurtdışında alınan en büyük ödüldü.

Son filmi “Duvar”ı 1983’te Paris’te sürgünde çeker. Film, 12 Eylül askeri faşist darbesiyle birlikte hapishaneye dönen Türkiye’yi, çocuk mahkûmların gözüyle anlatır.

9 Eylül 1984’te Yılmaz Güney Paris’te sürgünde yaşamını yitirir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.