Çadır altı devleti Osmanlı'nın  parçalanmasından sonra oluşturulacak “yeni ulus”ların sınırlarını tanımlayan 1920 tarihli Sevr Antlaşması, aynı zamanda istendiği taktirde bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını öngörüyordu...
 
Ancak Kürdlerin o dönemdeki pasifliği bölgedeki petrol ve su kaynakları üzerinde ortaya çıkan rekabetler, 1923'ten sonra Lozan "Barış Görüşmeleri" sırasında Ankara Hükümeti, Kürdistan'daki kimi aşiret reisi, ağa ve Kürd din adamlarını içi boş vaatleri ile kandırıp desteklerini alarak Kürtler için; "Müslüman ve Türk toplumunun ayrılmaz bir parçasıdırlar, azınlık olarak kabul edilemezler” şeklindeki tezini Lozan'da kabul ettirildi. O gün bu gündür Kürdler, ülkeleriyle birlikte yok sayılıyorlar.  
 
Daha sonraki süreçte uygulamaya konulan özel bir asimilasyon politikasıyla Kürtlerin büyük bir bölümünü Türk ulus kimliğine devşirmeyi başardılar.
 
Genelde tüm Kürdistan'da, özelde Dersim, Erzincan, Maraş, Malatya gibi yerlerde bir çok Kürd kendi dilini konuşamaz hale getirildi.
 
Daha sonra Kürdistan'da yerleşim alanlarının adları da Türkçeleştirilip değiştirilerek dağlara taşlara Türk yazdırarak Kürdistan'dan Kürdlere ait ulusal erdemlerden eser bırakılmadı.
 
Kürtler, Türk devletinin  bu uygulamalarına karşın defalarca silahlı, silahsız bir çok başkaldırı Ve isyan girişiminde bulundu ama her defasında devlet misyonerleri aracılığıyla bu isyanlar boşa çıkardı.  
 
Ta ki, küresel aklın Orta Doğu'daki yeni projesi bölgede jeopolitik kartlarını yeniden dağıtılmasına yol açana kadar...  
 
Bu proje ile birlikte millî Kürtler, yüz yıl sonra da olsa  Kürdistan bağımsızlık meselesini tekrar dünyanın gündemine sokmayı başardılar. Kuşkusuz burada ABD Ve İsrail de büyük rol oynadı.  
 
Bugün gelinen noktada ise Güney'de olduğu gibi Batı Kürdistan'da da Kürtler Irak-Şam İslam Devleti(IŞİD)  cihatçılarının vahşi saldırılarına karşı koyarak tüm dünyaya topraklarını saldırılara karşı koruyabileceklerini göstermiş oldular. Bu savunmalarda ABD'nin Kürdlere verdiği hava desteğinin  rolü de küçümsenemez. Kürdistan tıpkı İsrail devleti gibi kuruluyor.  İsrail İngilizlerin desteğiyle devletleşti.  Kürdistan da tıpkı İsrail'in devletleşmesi gibi ABD ve İsrail'in desteğiyle devletleşecek.  
 
Özetlersek, bölgedeki statükocu devletlerin misyoner, analist ve  kalemşorlarının Kürdistan'daki referandum ile ilgili ve Kürdistan'ın bağımsızlığı konusuyla da direkt bağlantılı olarak, orada burada yaptıkları tartışmalar, yürüttükleri komplo teorileri, üstü açık ve kapalı tehditlerin tamamı havacıvadır.  
 
Çünkü bu analiz ve tartışmaların dünya Realitesi ile yakından ve uzaktan hiç bir ilgisi olmayan ücret mukabilinde havaya sıkılan duygusal balonlardır.
 
Real olan, ABD ve İsrail misyonerlerinin, Kürdleri Kürd ulusal çıkarlarına göre yönlendirmeleri sonucunda, işgalcilerin hizmetine girmiş bir kısım Kürd, Kürdistan düşmanı Arap, Fars ve Türklere rağmen Kürdistan devletinin bağımsızlık ilanını er veya geç gerçekleştirecekleridir.
 
Bu sonuca nasıl vardığımıza gelirsek, küçük bir araştırma ile görülecek ki, bölgede Son 50 yılda en çok güçlenen ve güçlendikçe de gelişen ülke İsrail olmuştur. Irak ve Suriye bölünürken en kazançlı çıkanlar ise Kürtlerdir. Peki, İsrail gelişip güçlenirken Kürtlerin de büyüyor, büyütülüyor olması bir tesadüf mü?
 
Tabi hayır. Artık Küresel akıl şuna inanıyor: Kürdistansız bir Ortadoğu yönetilemez.
 
 
Bütün bunlar küresel aklın bölgede bir bağımsız Kürdistan'a gereksinim duyduğunun işaretlerini veriyor. Çeşitli batılı güçlerin ve İsrail'in sık sık "biz bağımsız bir Kürdistan'ı destekleriz" açıklamaları Kürtleri cesaretlendirerek bin yıllık rüyalarını gerçekleştirmeleri için adeta zorluyor.  İşte bu bağlamda Güney Kürdistan Yönetimi lideri Mesut Barzani bölgenin bağımsızlığı için bir referandum hazırlığı içinde olduklarını ilan etti.
 
 
Her ne kadar  ABD , Güney yönetimine bağımsızlık talebi konusunda frenlemesi için baskı yapıyor gibi görünüyor olsa da,  arka planda bu projesin uygulayıcısının ABD olduğunu bölgeyi tanıyan aklı başında herkes kabul eder.  
 
Hiç kuşkusuz, Mezopotamya uygarlığının varisi Petrol zengini Kürdistan'ın bağımsızlığının öngörülemez neticeleri olacağını söylemek gerekir.
 
Örneğin, Başta Irak'ta IŞİD'in etrafında şekillenecek Sünni bir emirliğin ortaya çıkmasıyla bu ceberut devletin dağılma süreci daha da hızlanabilir.
 
Ayrıca ülkenin geri kalanıyla bağlantıyı fiilen koparan Kürtlerin yaşadığı Akdeniz'e açılan Batı Kürdistan(Rojava) er ya da geç Güneyin ilan edeceği bağımsız Kürt devletine bağlanacağı ihtimali yüksek.  Önümüzdeki süreçte büyük olasılıkla Kürtlerle ilgili sınır değişikliği yaşanacak gibi görünüyor. Zaten Sykes-Picot düzeninin kökeninde başka bazı düşünceler olduğu kadar bağımsız İsrail ve bağımsız bir Kürt devleti düşüncesi de vardır.
 
 
İsrail, bölgede Kürtler ile ilişkilerini gizli yürütse de bu ilişkisini hep sıcak tuttu. Olması gerektiği gibi onları Arap coğrafyası olan Orta Doğu’da “bağımsızlık için savaşan Arap olmayan halklar” olarak ayrı bir konuma yerleştirdi.  
 
Güney'in  bağımsızlık açıklamasından sonra İsrail başkanı Netanyahu, Kürdlerin bağımsız talebi Kürdistan’ı tanıyacaklarını bizzat kendisi dünyaya ilan etti.
 
Oysa  Kürtlerin referandumuna daha aylar var ve Kürtler İsrail’den kendilerini tanımalarını istemiş de değiller.
 
Kürtler uzun süredir hak iddiasında bulundukları Kerkük ve etrafındaki topraklar üzerinde kontrollerini güçlendirmek için IŞİD’in oluşturduğu karışıklıktan fazlasıyla yararlandılar. Burada da ABD ve İsrail'in rolü büyük.  Detaylara girmeyeceğim, çünkü daha önce yazdığım bir çok yazımda İŞİD'in küresel akılın bölgedeki cerrahı olduğunu uzun uzun yazmıştım.   

Medeni Duran

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.